Modern Ortadoğu siyaseti ve İran devlet yapısı üzerine çalışan siyaset bilimci Prof. Dr. Abbas Vali, sokak hareketlerini, 2022’den bu yana değişen dinamikleri ve rejimin karşı karşıya olduğu yapısal krizi Retell’e değerlendirdi. Mevcut tabloyu sıradan bir “protesto dalgası” olarak okumuyor.
2022’nin devamı, ama aynısı değil
Vali, sözlerine bir tarih okumasıyla başlıyor: “Tarih bir süreklilik değil, kopuşların sürekliliğidir.” İran’daki tabloyu da bu çerçeveden okuyor.
Mevcut ayaklanmayı bir bakıma 2022’deki “Jin Jîyan Azadî” hareketinin devamı olarak görse de, hem sokaktaki insan sayısı hem de hareketin sosyopolitik ve ideolojik içeriği bakımından önemli farklar olduğunu vurguluyor.
Vali’nin aktardığına göre son iki gecedir İran’da tam bir iletişim karartması yaşandı; bu süre içinde 3 ila 4 bin kişinin öldürüldüğü, 20 binden fazla kişinin tutuklandığı ve akıbetlerinin halen bilinmediği tahmin ediliyor.

Hareket halk tabanlı ve geniş olsa da Vali bir uyarıda bulunuyor: demokratik içerik orada olsa da muhalefetin ifade biçimleri köklü biçimde değişti. Bunun nedeni, sağ kanat Monarşist (saltanat yanlısı) muhalefetin “birlik” bahanesiyle tekelci ve dışlayıcı bir tutum takınması, diğer sloganları ve muhalefet biçimlerini sessizliğe zorlaması.
Demokratik güçler bu durumu kabullenmiş değil; Monarşistlerin İran için çizdiği alternatifle aynı çizgide değiller. Ama yine de mevcut akıntıya, rejim ile muhalefet arasındaki çatışmaya kapılmış durumdalar.
İstihbarat örgütleri
Rejimin elindeki baskı aygıtı muazzam: Devrim Muhafızları Ordusu, Besic seferberlik güçleri, özel isyan karşıtı birlikler ve çok sayıda farklı güvenlik teşkilatı. Vali’nin altını çizdiği bir ayrıntı özellikle dikkat çekici: İran’da tam 16 farklı devlet güvenlik örgütü faaliyet gösteriyor. Yani toplum, ciddi anlamda denetim altında.
Vali’ye göre hükümet, geçmiş ayaklanmalardan ders çıkararak demokratik güçleri birbirine bağlayan aracı kanalları ve örgütleri sistemli biçimde ortadan kaldırdı. Bunun sonucu olarak hareket coğrafi olarak yaygın olsa da siyasi ve ideolojik bütünlük açısından parçalı kalıyor.
“Dağınık demeyelim ama kopuklar, birbirlerinden çok kopuklar.”
Abbas Vali
Bir başka tespiti de çatışmanın seyrine dair: rejim ile muhalefet arasındaki mücadele, birinin yükselişinin diğerinin çöküşü anlamına geldiği klasik bir çizgide ilerlemiyor. Aksine iki ayrı güç eşzamanlı olarak hareket ediyor ve aralarında bir kopukluk var; hükümetin baskısındaki artış, ayaklanmanın demokratik içeriğindeki artışla örtüşmüyor.
Birçok kişi bu süreci “devrim” olarak adlandırsa da Vali, en azından şimdilik, “demokratik bir ayaklanma” tabirini tercih ettiğini belirtiyor.
Merkezle çevre arasında kopukluk
Vali’nin analizinin temeli, İran’ın “merkez”i ile “çevre”si arasındaki ayrım.
Tahran, İsfahan, Şiraz, Meşhed, Kirman ve Yezd gibi Farsça konuşulan iç bölgeler bir tarafta; Kürdistan, Belucistan, Huzistan, Azerbaycan’ın bir kısmı, Gorgan ile Mazenderan’ın bir kesimi ve Türkmen bölgeleri ise diğer tarafta yer alıyor.
Vali’nin gözlemine göre periferideki hareketlerde sağ kanat Monarşist güçlerin destekçisi neredeyse yok denecek kadar az. Bu yüzden merkezde değil, tam tersine çevredeki toplumlarda muhalefetin demokratik karakteri çok daha güçlü.
Vali, hükümetin muhalefetteki bu bölünmenin farkında olduğu için konsantre bir şiddet ve baskı uyguladığını, böylece muhalefette bir kırılma yaratmayı umduğunu söylüyor: amaç, demokratik güçleri sokakta yalnız bırakmak; sağ kanadı ise ya geri çekilmeye ya da rejimle bir tür orta yol ittifakına zorlamak.
Kürt partileri birleşti
İran Kürdistanı’ndaki Kürt siyasi partilerinin, PJAK’tan Komala’ya kadar, yakın zamanda birlikte hareket edeceklerini duyurmasını sorduğumuzda Vali’nin yanıtı net:
“Kürdistan’da, tıpkı Belucistan ve Huzistan’da olduğu gibi, muhalefet çok daha tutarlı ve uyumlu. Diğer bölgelerdeki o kopukluk burada yok.”
Abbas Vali
Bu durum Kürt siyasi güçleri arasında ideolojik ve siyasi farklılıklar olmadığı anlamına gelmiyor; Vali bu farkların varlığını teslim ediyor. Ama devlete ve baskıya karşı net bir birlik söz konusu ve hedef başından beri aynı: İslam Cumhuriyeti’nin ömrünü sona erdirmek.
Vali, aynı tablonun Huzistan’daki İran Arapları ve Belucistan’daki Beluçlar için de geçerli olduğunu vurguluyor.
Pan-Türkizmin gölgesi
İran Azerbaycanı konusunda tablo farklı. Vali bu bölgedeki muhalefetin bölünmüş durumda olduğunu söylüyor ve bunu iki nedene bağlıyor: Azerbaycan’ın sosyoekonomik yapısının büyük ölçüde İran’daki egemen yapıya entegre olmuş olması, bir de kendi ifadesiyle “talihsiz” biçimde yükselen Pan-Türkist eğilimler.
Vali’nin yorumuyla bu eğilimlerin Azeri toplumundaki varlığı bölücü bir etki yaratıyor; çünkü her Azeri siyasi aktivist Pan-Türkist değil, ama Pan-Türkistler birincil düşman olarak Farsları değil Kürtleri görüyor. Bu da Azerbaycan’da birleşik bir muhalefetin oluşmasını engelliyor.
Bazı Fars ve Azeri protestocuların Kürt şehirlerindeki eylemler karşısında “bunun Kürdistan ile ne ilgisi var” diye sorduğunu hatırlattığımızda Vali, Kürdistan’daki sivil toplumun birlik içinde ve radikalleşmiş olduğunu, ancak harekete katılma konusunda uzun süre tereddütlü kaldığını anlatıyor.
Bunun nedeni, önceki ayaklanmalara öncülük etmiş, bu yüzden de en ağır bedeli ödemiş olmalarının hafızası: devlet şiddeti, idamlar, cinayetler.
Vali’nin aktardığına göre bu seferki yaklaşım şuydu: Jin Jîyan Azadî’den sonra yeni bir ayaklanma çıkarsa geride durup Fars iç bölgelerinin ve diğer bölgelerin ne yapacağını izlemek.
Ama İlam, Abdanan ve kısmen Kürdistan, kısmen Luristan sayılan Melekşahi bölgelerindeki ayaklanmalar, İran Kürdistanı’ndaki durumu daha da radikalleştirdi. Özellikle genç kuşak daha fazla bekleyemedi ve Kürdistan da nihayet harekete katıldı.
Belirleyici bir başka unsur da, Kürt siyasi partilerinin stratejik nedenlerle kurduğu “Diyalog Merkezi” oldu. Bu merkez aracılığıyla partiler İran’daki ayaklanmaya destek vermeye ve genel grev çağrısı yapmaya karar verdi.
Geçtiğimiz perşembe günü gerçekleşen grev, Vali’nin tabiriyle “sağlam” bir grevdi: eski çarşılar, iş yerleri ve okullar neredeyse tamamen kapandı.
Kirmanşah’ta ağır silahlar
Vali, İran Kürdistanı’nın, tıpkı Türkiye’deki Kürt bölgeleri gibi, her zaman askeri elle yönetildiğini hatırlatıyor. Bu da bölgedeki güvenlik aygıtının varlığının ve baskının her zaman çok güçlü olduğu anlamına geliyor.
Buna rağmen İran Kürdistanı’nın güney kesimlerinde, Kirmanşah, İlam ve Kamyaran’da, protestocular askeri güçlerle doğrudan çatışmaya girdi. Vali, gelen raporlara göre Kirmanşah’taki askeri güçlerin ağır silah bile kullandığını aktarıyor.
Washington’ın hesabı
ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran rejimi protestoculara şiddetle saldırırsa Washington’ın İran’ı vurabileceği yönündeki açıklamalarını sorduğumuzda Vali temkinli bir tablo çiziyor. Ona göre böyle bir müdahale çok maliyetli ve kontrolü çok zor bir süreç başlatır; Suriye, Irak ve Afganistan örnekleri bunu zaten gösterdi.
Washington’ın asıl istediği bir orta yol çözümü: Amerikalılar için en ideal senaryo, rejimin kendi içinden bir alternatifin doğması.
Vali, Amerika’nın İran’da radikal bir rejim değişikliğini desteklemeyeceğini düşünüyor. Gerekçesi açık: İran stratejik olarak son derece önemli bir ülke; yaklaşık 95 milyon nüfusu, çok çeşitli etnik ve ulusal yapısı ve gelişmiş bir orta sınıfı var.
Sanayi çöktü, kent yoksulları çoğaldı
Vali’nin analizinin sosyoekonomik boyutu, siyasi boyutu kadar çarpıcı. İktidar bloğunun yalnızca güvenlik ve ordudan ibaret olmadığını, aynı zamanda neoliberal ekonominin en vahşi biçimine dayanan devasa bir iş dünyası oligarşisinden oluştuğunu söylüyor.
Vali’ye göre İran sanayisi şu anda kapasitesinin yalnızca yüzde 33’üyle çalışıyor; bu da sanayi işçi sınıfının saflarında ciddi bir çöküş anlamına geliyor. Üretim sürecinin dışında kalan bu kitleler artık kent yoksullarının saflarına katılmış durumda.
Bu oligarşinin çevresinde, Vali’nin tabiriyle geniş bir klientalizm, yani kayırmacılık ağı örülmüş. Sistem, siyasi sadakat karşılığında ekonomik ödül dağıtılması üzerine kurulu: tepedekiler siyasi destek almak için ekonomik ödül veriyor.
Vali, İran nüfusunun en fazla yüzde 10’unu oluşturan bu kesimin rejimin asıl güç tabanını oluşturduğunu söylüyor.
Bu denli karmaşık bir toplumu kontrol etmenin son derece zor olacağını belirten Vali, çok daha basit yapıdaki Irak’ta bile bunun başarılamadığını, daha da basit olan Afganistan’da ise hiç mümkün olmadığını hatırlatıyor. Ona göre çok daha karmaşık bir toplumsal dokuya sahip İran’da bunu başarmak çok daha zor.
“İsrail kaos istiyor, Ankara tedirgin”
Söyleşinin en keskin ayrımı, Vali’nin ABD ile İsrail’in İran politikaları arasında çizdiği çizgide ortaya çıkıyor. Vali’ye göre Washington’ın ajandası Tel Aviv’inkinden köklü biçimde farklı.
“İsrail bir rejim değişikliği istiyor, ama bunun nedeni istikrar ya da güvenlik değil; İsrail’in asıl istediği kaos, hatta İran toplumunun dokusunun ve ekonomisinin tamamen yok edilmesi.”
Abbas Vali
Buna karşılık Amerika, böylesi bir sonucu göze alamayacak durumda.
Vali son olarak Türkiye’nin pozisyonuna da değiniyor ve Ankara’nın da İran’ı zımnen desteklediğini düşünüyor. Bunun ilk nedeni, Türk hükümetinin Suriye’de İsrail ile ciddi biçimde karşı karşıya gelmiş olması; artan İsrail nüfuzuna karşı önlem almak istiyor ve bölgesel dengenin korunmasından yana, yani İsrail ortak düşman konumunda. İkinci neden, Türk hükümetinin Suriye’de NATO ve Amerikan baskısı nedeniyle zaten kısıtlanmış olması.
Üçüncü ve belki de en belirleyici neden ise Kürtler. Vali’ye göre Ankara, İran’da demokratik bir değişim yaşanması ve İran Kürdistanı’nın özerk bir statü kazanması halinde, Türkiye’nin Suriye Kürdistanı (Rojava), Irak Kürdistanı (Başur) ve şimdi de İran Kürdistanı tarafından kuşatılmış olacağından çekiniyor.
Not: Bu söyleşi, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı savaştan önce, ülkedeki protestoların devam ettiği bir dönemde gerçekleştirildi. Retell Media’nın Instagram hesabında 15 Ocak’ta yayımlandı.