Êzidî Soykırımı’nı — 74. Ferman’ı — yalnızca bir savaş suçu olarak ele almak birçok açıdan eksik kalıyor. Yaşananlar toplumu karakterize eden katmanların yıkıldığı, geleceğe dair güven duygusunun sarsıldığı ve etkileri bugün hâlâ süren bir yıkım olarak tarihteki yerini koruyor.
Felaket Nasıl Başladı?
Êzidîler tarih boyunca birçok kez baskıya, ayrımcılığa ve şiddete maruz kaldılar. Fakat 3 Ağustos 2014’te yaşananlar onlar için yeni bir eşiğin başlangıcı oldu. IŞİD üyelerinin Şengal’e yönelik saldırısı, Êzidîleri doğrudan hedef alan sistematik bir imha kampanyasına dönüştü. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’ne bağlı soruşturma mekanizması ve UNITAD, bu eylemlerin soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları oluşturduğunu açık biçimde ortaya koydu.
10 Haziran 2014’te IŞİD Musul’u işgal etti. Bu işgalin ardından kuzeye doğru ilerleyiş, Şengal’i ve Êzidîleri bir anda varoluşsal bir hedefe dönüştürdü. Êzidîler bu saldırılara karşı savunmasız kaldı; bu savunmasızlığın nedeni yalnızca askeri dengesizlik değildi. Bölge, devlet kurumlarının zayıf, yerel güvenlik koordinasyonunun parçalı ve siyasi-askeri çekişmelerin yoğun olduğu bir alandı.
3 Ağustos 2014’ten sonra Êzidîler için hiçbir şey aynı olmadı. Zorunlu göç dalgası, hâlâ devam eden uzun süreli etkiler yarattı; aile bağları, geçim imkânları ve güvenlik algıları kalıcı biçimde zedelendi. Aradan geçen 12 yıla rağmen yaklaşık 200.000 Êzidî yerinden edilmiş hâlde bulunuyor ve Şengal’e dönüş koşulları kırılganlığını koruyor.
Êzidîlere Yönelik Sistematik Şiddet
Êzidî Soykırımı’nda ortaya çıkan şiddet sarmalı insanlık tarihinin en karanlık sayfalarından birini oluşturdu. Erkekler ve yaşlı kadınlar çoğu zaman olay yerinde infaz edildi; genç kadınlar ve çocuklar ise sistematik biçimde ayrıştırılarak köleleştirildi. Toplu infazlar, zorla İslam’a dönüştürme ve daha birçok insanlığa karşı suç BM tarafından belgelendi.
IŞİD üyeleri, soykırım kampanyalarının bir parçası olarak Êzidî kadınları ve kız çocuklarını köleleştirmeye, işkenceye, insanlık dışı muameleye, cinayete ve tecavüze maruz bıraktılar. BM belgeleri genç kadın ve kız çocuklarına yönelen cinsel şiddetin yalnızca bir yan sonuç değil, doğrudan yok etme stratejisinin parçası olduğunu ortaya koydu.
2016’daki BM raporu ise IŞİD’in Êzidîleri “dönüştürülmesi gereken” ya da “tasfiye edilecek” bir topluluk olarak kodladığını; bu nedenle saldırının yalnızca askeri değil, aynı zamanda ideolojik ve toplumsal bir imha planı olduğunu kaydetti. Bu nitelendirme, daha sonra açılan ulusal soruşturmalar ve mahkeme dosyaları için de temel oluşturdu.
Adalet mi, Geçiştirme mi? IŞİD Yargılamalarında Temel Soru
21 Ocak 2026’da Suriye’deki askeri hareketlilik yeniden yoğunlaşırken, geçici hükümet güçlerinin SDG kontrolündeki alanlara yönelik saldırılarıyla birlikte bölgede yeni bir dönem başladı. Bu süreçte IŞİD bağlantılı olduğu iddia edilen 5.704 kişi ABD tarafından Irak’a nakledildi.
Irak Yüksek Yargı Konseyi’nden yapılan açıklamada, “Sanıkların uyrukları ya da terör örgütü içindeki konumları ne olursa olsun, tamamı yalnızca Irak yargısının yetkisine tabi olacak, tüm sanıklar hakkında istisnasız şekilde yasal süreçler işletilecektir” denildi.
Yaşanan bu gelişmeler, Êzidî Soykırımı sonrasında zedelenen adalet arayışını yeniden gündeme getirdi. Bu konuyu Êzidî psikolog ve psikoterapist Prof. Dr. Dr. Jan İlhan Kızılhan ile konuştuk. Kızılhan, binlerce IŞİD üyesinin Irak’a iadesiyle yeni bir dönemin başladığını; bunun yalnızca idari bir adım olmadığını, tarihsel bir sınav niteliği taşıdığını belirtiyor.
“Temel soru şudur: 2014-2019 yılları arasında yaşananlar gerçekte ne olduğuyla yüzleşilerek mi değerlendirilecek? Bu dönemde yaşananlar; soykırım, insanlığa karşı suçlar ve sistematik bir insanlıktan çıkarma süreciydi. Yoksa bu eylemler yine yalnızca terör örgütü üyeliği gibi dar bir hukuki kategoriye indirgenerek geçiştirilecek mi?”
Prof. Dr. Dr. Jan İlhan Kızılhan
Hukuki Tanımlamalar Mağdurların Hafızasını Belirler
1966 yılında Batman’da doğan ve çocuk yaşlarda ailesiyle birlikte Almanya’ya göç eden Kızılhan, psikoloji ve sosyoloji eğitimi aldıktan sonra akademik çalışmalarını ABD’de Georgetown University’de sürdürdü. 2015 yılında Almanya’nın Baden-Württemberg eyaletinde yürütülen özel kontejan programında IŞİD saldırılarından kurtulan yaklaşık 1.400 Êzidî kadın ve çocuğun muayenesinde baş psikolog olarak görev yaptı.
Kızılhan, adalet kavramının Êzidîler için derin bir öneminin olduğunu vurguluyor. Irak’taki yargılamaların “terör suçları” bağlamından ele alınmasını şöyle değerlendiriyor:
“Hukuki kategoriler yansız değildir; hafızayı şekillendirir. Bir kişi yalnızca terör örgütü üyesi olarak mahkûm edildiğinde, tecavüz, kölelik ve dini kimliğin yok edilmesi gibi somut suçlar soyut bir etiketin arkasında kaybolur. Mağdurlar için bu durum, acılarının bir kez daha inkâr edilmesi anlamına gelir.”
Jan İlhan Kızılhan
“Bir devletin şunu söylemesi arasında derin bir fark vardır: ‘Siz terörün kurbanısınız’ ile ‘Siz Êzidî olduğunuz için hedef alındınız.’ Yalnızca ikincisi onurlarını iade eder.”
Avrupa’da Başlayan Adalet Arayışı
Êzidî Soykırımı’na ilişkin adalet arayışının en görünür sahnelerinden biri de Avrupa oldu. Eurojust’ın yürüttüğü Genocide Prosecution Network, üye ülkeler arasında bilgi paylaşımını, ortak soruşturma ekiplerini ve delil kullanımını kolaylaştıran bir koordinasyon zemini sundu.
Kızılhan, Avrupa’daki mahkemelerde bilirkişi olarak yer aldı ve bu deneyimlerinden yola çıkarak şöyle diyor: “Yargılamalar yalnızca suçluluğu saptamakla kalmamalı; suçun tüm yapısını gün yüzüne çıkarmalıdır. Failler kimlerdi? Suçları organize edip planlayan kişiler kimlerdi? Bu suçları ideolojik olarak meşrulaştıranlar kimlerdi?”
Yargıda Önemli Adım: Almanya’daki Emsal Kararlar
Almanya, bu alanda erken ve etkili bir merkez hâline geldi. 2021’de Frankfurt’ta alınan kararda, IŞİD üyesi Taha el-J. 30 Kasım 2021’de müebbet hapis cezasına çarptırıldı; Êzidîlere karşı soykırımdan mahkûm edilen dünyadaki ilk kişi oldu.
Alman Federal Meclisi de 19 Ocak 2023’te IŞİD’in Êzidîlere karşı işlediği suçları soykırım olarak tanıyan kararı oybirliğiyle kabul etti. Kızılhan bu kararı şöyle değerlendiriyor:
“2021 yılındaki Frankfurt kararı yalnızca bir mahkûmiyet kararı değil, aynı zamanda yaşananları netlik kazandıran bir belgeydi. Avrupa’daki mahkemeler yalnızca bireysel eylemleri yargılamakla yetinmedi; aynı zamanda sistemi, ideolojiyi ve bir grubu yok etme kastını da mercek altına aldı.”
Jan İlhan Kızılhan
Uluslararası hukuk açısından kritik mekanizmalardan biri de UNITAD’dı. BM Güvenlik Konseyi tarafından 21 Eylül 2017’de kurulan UNITAD, faaliyetleri boyunca 52 terabaytlık bir delil arşivi oluşturdu. Ancak bu mekanizma 17 Eylül 2024’te faaliyetlerine son verdi. Buna ek olarak Irak’ın genel af çıkarmasıyla aralarında IŞİD üyelerinin de bulunduğu 90 binden fazla kişinin bu kanundan yararlanması bekleniyor — Kızılhan bu tabloyu derin bir kaygıyla karşılıyor.
İnkâr, Soykırımın Başlangıcıdır
OHCHR’ye bağlı Suriye Soruşturma Komisyonu, 2024’te yayımladığı değerlendirmede 3 Ağustos 2014 saldırısının Êzidîlere yönelik soykırımın başlangıcı olduğunu bir kez daha vurguladı. Kızılhan UNITAD’ın kapanmasını şöyle yorumluyor:
“Soykırım açıkça adlandırılmaz, kovuşturulmaz ve tanınmazsa etkilerinin süregelme riski gerçektir. İnkâr, soykırımın başlangıcıdır; öz-inkâr ise onun son evresi olabilir.”
Jan İlhan Kızılhan
Pek çok farklı yönden elde edilmiş bu kadar önemli bulguya ve karara rağmen, yargılamanın Irak mahkemesine devredilmesi ve “terör” kapsamına indirgenmesi “adalet nasıl tamamlanacak?” sorusunu önemli kılıyor. Kızılhan’a göre “Terör kavramı şiddeti tanımlamakla birlikte, Êzidîlere yaşatılanların özünü yansıtmaktan uzaktır. Mağdurlar, soyut bir güvenlik kavramının gölgesinde görünmez hâle gelir.”
Adalet Yalnızca Mahkeme Kararlarından İbaret Değildir
BM mekanizmaları, UNITAD, Avrupa’daki mahkeme kararları ve insan hakları kuruluşlarının beyanları; yaşananların soykırım olduğunu, suçların sistematik ve yok etmeye hedefli biçimde işlendiğini ve mağdurların adalet, onarım ve korunma hakkının sürdüğünü teyit ediyor.
Kızılhan sözlerini şöyle bağlıyor: “Adalet, yalnızca faillerin cezalandırılması anlamına gelmiyor. Asıl anlam şudur: Mağdurlar, ‘Hikâyemiz tanındı, acımız adıyla çağrıldı ve geleceğimiz artık mümkün’ diyebilmelidir.”
Êzidîlere yapılanlar cezalandırılmadan, kayıplar bulunmadan, geride kalanların travmaları onarılmadan ve Avrupa’daki kovuşturmalar sistematik biçimde desteklenmeden bu dosya kapanmış sayılmaz. Êzidî Soykırımı; 2014’te yaşanan bir tarihin adı değil, mücadelesi hâlâ süren bir insan hakları, adalet arayışı ve yeniden inşanın adı olmayı sürdürüyor.