Hollanda’nın Haarlem kentinde bir gazetenin tarihini araştırmaya başladığınızda, sonunda iki farklı yere gidiyorsunuz.

Biri Haarlems Dagblad’ın haber merkezi. Diğeri Noord-Hollands Archief (Kuzey Hollanda Arşivi). İlkinde gazeteciler ertesi günün haberlerini hazırlıyor. İkincisinde ise dört yüzyıla yaklaşan sayılar kutuların, rafların ve mikrofişlerin arasında saklanıyor.

İki yer de aynı gazetenin tarihini anlatıyor. Ancak bu tarih, ilk bakışta göründüğünden daha karmaşık.

Yerel gazeteciliğin etkisi

Haarlems Dagblad’ın merkezinde yaklaşık 22 kişilik bir ekip çalışıyor. Haber toplantıları, bilgisayar ekranları ve günlük haber akışının arasında ciltlenmiş eski sayılar da duruyor. Gazetenin geçmişi ve bugünü aynı binada yan yana bulunuyor.

Retell’e konuşan Genel Yayın Yönetmeni Annelies Arendsen için gazetenin önemi yaşından çok işleviyle ilgili. Uzun yıllar ulusal medyada çalıştıktan sonra yerel gazeteciliğe geçmiş.

Annelies Arendsen
Haarlems Dagblad Genel Yayın Yönetmeni Annelies Arendsen.

“Ulusal gazetecilikte hakkında yazdığınız insanlarla aranızda büyük bir mesafe vardır. Yerel gazetecilikte ise toplumun içindesiniz.”

Annelies Arendsen

Bu farkı anlatırken belediye binasının karşısında yaşayan bir kadından söz ediyor. Kadın, güvenlik amacıyla gece boyunca açık bırakılan ışıkların evine vurduğunu ve uyuyamadığını söyleyerek gazeteyi aramış. Belediyeye defalarca başvurmuş ancak sonuç alamamış. Gazete belediyeyi aramış.

“Hikâyeyi yayımlamaya fırsat bulamadan sorunu çözdüler,” diyor Arendsen. Ona göre yerel gazeteciliğin etkisi çoğu zaman bu tür küçük görünen olaylarda ortaya çıkıyor.

“Bazen insanların harekete geçmesini sağlayabilirsiniz. Ama aynı zamanda olup biteni de anlatmanız gerekir.” Yerel gazetecilik, yalnızca belediye meclisi kararlarını ya da siyasi tartışmaları takip etmek anlamına gelmiyor.

“Kedisini kaybeden biri hakkında da yazabilirsiniz. İnsanların günlük hayatını doğrudan etkileyen siyasi gelişmeler hakkında da.” Arendsen’e göre insanların yaşadıkları yeri tanımaları önemli.

“Kazalar hakkında yazarsınız. Ama komşunuzun kim olduğunu da anlatırsınız. Teknede yaşayan insanlar hakkında da yazarsınız. Haberi insanileştirmeniz gerekir ve bunu yerel düzeyde yapmak çok daha kolaydır.”

Gazetenin haber seçiminde temel ölçüt de bu yaklaşım. Bir olay ya bölgede gerçekleşmeli, ya bölgeyi ilgilendirmeli ya da bölgede yaşayan biriyle bağlantılı olmalı. Bu nedenle göçmenlik ve iltica meseleleri de düzenli olarak haberleştiriliyor.

“Mülteciler hakkında çok haber yapıyoruz. Onların hikâyelerini anlatmaya çalışıyoruz. Ama aynı zamanda bu konuda eleştirel düşünen insanların görüşlerini de haberleştiriyoruz.” Yakın dönemde Shelter City programına katılan bir insan hakları savunucusuyla yapılan kapsamlı röportajı da örnek gösteriyor.

Kâğıttan ekrana

Yerel gazeteciliğin rolü konusunda net konuşan Arendsen, sektörün ekonomik geleceği söz konusu olduğunda daha ihtiyatlı. Basılı gazetelerin hemen her yerde okuyucu kaybettiğini söylüyor.

“Yeni abonelerin büyük kısmı dijital geliyor. İnsanlar haberleri telefonlarından okuyor. Ayrıca basılı gazete çok daha pahalı.” Sorun yalnızca gazetecilikle ilgili değil: “Genel olarak okuma alışkanlığı da azalıyor.”

Kâğıt maliyetleri, dağıtım giderleri ve enflasyon da tabloyu ağırlaştırıyor. Buna karşılık dijital abonelikler yükseliyor. Gazete son yıllarda Instagram ve TikTok gibi platformlara daha fazla yatırım yapmaya başlamış. Amaç doğrudan gelir elde etmekten çok görünür olmak.

“İnsanların markanızı tanımasını istiyorsunuz. Daha sonra bir gazeteye abone olmaya karar verdiklerinde sizi hatırlamalarını istiyorsunuz.” Bir dönem genç kuşaklara ulaşmak konusunda öncü kabul edilen NOS Stories gibi girişimlerden söz ediyor. Geleneksel medyanın da artık benzer yöntemler aradığını, asıl meselenin her kurumun kendi ses tonunu bulması olduğunu söylüyor.

Peki yaklaşık dört asırlık bir geçmişe sahip olmak gazeteye özel bir avantaj sağlıyor mu? Arendsen bu konuda beklenenden daha temkinli. “Dünyanın en eski gazetelerinden biri olduğumuz doğru,” diyor. Sonra gülümsüyor: “Ama gerçekten o kadar ünlü olsaydık çok daha fazla abonemiz olurdu.”

Arşivlerin anlattığı hikâye

Noord-Hollands Archief’te Richard Stekelenburg’un anlattığı hikâye farklı bir yerden başlıyor. Ona göre gazetelerin geçmişi çoğu zaman geriye dönük olarak fazla düzgün anlatılıyor.

Richard Stekelenburg
Noord-Hollands Archief’ten Richard Stekelenburg.

Gazetenin kökeni 1656 yılında yayımlanan Weeckelycke Courante van Europa’ya dayanıyor. İlk yıllarında haftada bir yayımlanan gazete iki yıl sonra haftada iki güne çıktı. Bir süre Haerlemse Dinsdaeghse Courant ve Haerlemse Saturdaeghse Courant adlarıyla yayımlandı. 1664’te ise Oprechte Haerlemsche Courant adını aldı.

Stekelenburg’a göre bütün bu değişiklikler aynı yayın çizgisinin evrimi olarak görülebilir. Ancak tarihin daha sonra oluşan anlatılar kadar kusursuz olmadığını söylüyor. Örneklerden biri Mozart.

Bugün Haarlem’de sıkça anlatılan hikâyelerden biri, Mozart’ın 1766 yılında şehri ziyaret etmesine rağmen gazetenin bunu haber yapmamış olması. Stekelenburg’a göre olay sanıldığı kadar basit değil. Mozart o sırada yalnızca on yaşındaydı ve ailesiyle birlikte uzun bir Avrupa yolculuğundaydı. Haarlem’e geliş nedeni konser vermek değil, babası Leopold Mozart’ın keman eğitimi üzerine yazdığı kitabın Hollandaca baskısıyla ilgiliydi.

Kitabı dönemin önemli yayıncılarından Johannes Enschedé basmıştı. Gazete de bu yayından birkaç kez söz etmişti. Mozart’ın ünlü Müller orgunu çaldığı doğruydu. Ancak bu halka açık bir konser değildi; Enschedé’nin düzenlediği özel bir kabul sırasında gerçekleşmişti. “Gazetenin bundan haberdar olmamış olması son derece muhtemel,” diyor Stekelenburg.

Titanic örneği ise farklı bir hikâye anlatıyor. Yaygın inanışın aksine Haarlems Dagblad felaketi görmezden gelmedi. 15 Nisan 1912 tarihli sayıda haber yer aldı. Ancak yalnızca ikinci sayfada, kısa bir telgraf notu olarak. Haberi değerlendiren kişi 19 yaşındaki genç editör Hendrik Andriessen’di. Daha sonra Hollanda’nın tanınmış bestecilerinden ve orgcularından biri olacaktı. Stekelenburg’a göre Andriessen o gün gelen haberin önemini yeterince kavrayamadı. “Böyle şeyler olur.”

Savaşın yarattığı kırılma

Gazetenin tarihindeki en büyük kırılma ise İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşandı. 1942 yılında Alman işgal yönetimi Haarlem’in iki büyük gazetesini, Oprechte Haerlemsche Courant ile Haarlems Dagblad’ı tek bir yayında birleştirdi. Ortaya çıkan yeni gazetenin adı Haarlemsche Courant oldu.

Resmî gerekçe kâğıt kıtlığıydı. Stekelenburg’a göre asıl mesele kontrol meselesiydi. “Ne kadar az gazete olursa içeriği kontrol etmek o kadar kolay hale geliyordu.”

Aslında iki gazete arasında savaş öncesinde de birleşme görüşmeleri yapılmıştı. Ancak işgalciler süreci kendi şartlarıyla hızlandırdı. Üstelik iki gazetenin Almanya’ya yaklaşımı da aynı değildi. Stekelenburg’a göre Oprechte, savaş öncesinde Almanya’nın Avrupa vizyonuna daha olumlu yaklaşan bir yayın çizgisine sahipti. Haarlems Dagblad ise daha eleştirel bir konumdaydı.

Gazetenin yöneticisi Robert Peereboom uluslararası silahsızlanmayı savunuyor ve Alman işgalciler tarafından Alman karşıtı görülüyordu. İşgal ilerledikçe baskılar arttı. Gazete yönetimlerinden NSB üyelerini editör olarak atamaları istendi. Birleşmenin ardından yayımlanan Haarlemsche Courant giderek Alman propagandasının taşıyıcısına dönüştü.

Savaş sona erdiğinde yeni kurulan Basın Arındırma Komitesi gazeteyi incelemeye aldı. Stekelenburg’a göre bugün kullanılan isimlerin hayatta kalmasının nedeni de bu dönemde alınan bir kararla ilgili. Almanlar birleşik gazetenin adının De Oprechte Haerlemsche Courant olmasını istiyordu. Bu gerçekleşmedi. “Eğer Almanların istediği isim kullanılsaydı, savaş sonrasında bu adın tamamen yasaklanması mümkündü.”

Bunun yerine propaganda dönemini temsil eden Haarlemsche Courant adı ortadan kaldırıldı. Savaş sonrasında Haarlems Dagblad yeniden yayımlanmaya başladı. Oprechte adı ise üç yıldan uzun bir süre sonra, 13 Eylül 1948’de alt başlığa geri döndü.

Süreklilik mi, yorum mu?

Arşivlerdeki tartışma sonunda dönüp dolaşıp aynı soruya geliyor. Bugünkü Haarlems Dagblad gerçekten 1656’daki gazetenin devamı mı?

Stekelenburg önce küçük bir düzeltme yapıyor. Gazetenin kendisini dünyanın en eski gazetesi olarak tanımlamadığını söylüyor. İddia daha dar: hâlâ yayımlanmaya devam eden en eski gazetelerden biri olmak. Bu konuda başka adaylar da var. Örneğin İsveç’teki Ordinari Post Tijdender — ancak o gazete 2007’den beri yalnızca çevrimiçi yayımlanıyor.

Peki 1656’dan bugüne uzanan çizgiyi kesintisiz kabul etmek ne kadar doğru? 1942’de zorunlu birleşme. Savaş sonrasında isim değişikliği. 1948’de eski isimlerden birinin geri dönüşü. “Buna siz karar verin,” diyor Stekelenburg.

“Bugünkü Hollanda kralının, adında Orange geçmesine rağmen, William of Orange ile olan bağı; Haarlems Dagblad’ın Weeckelycke Courante van Europa ile olan bağından daha güçlü değil.”

Richard Stekelenburg

Açık kalan soru

Haber merkezinden çıkıp arşive geçtiğinizde, iki farklı zaman duygusuyla karşılaşıyorsunuz. Bir yerde gazeteciler TikTok için yeni formatlar üzerinde çalışıyor. Diğerinde 1912 tarihli sayılar mikrofişlerden okunuyor.

Bir yerde dijital abonelikler konuşuluyor. Diğerinde savaş yıllarında hangi gazete adının hayatta kaldığı. Ve 369 yıl sonra, tartışma hâlâ kapanmış değil.